Saffat Suresi (Saf Tutanlar) سُورَة الصافات

Saffat Suresi, Kur'an'ın 37. suresidir ve Mekke'de indirilmiştir. 182 ayetten oluşur ve Allah’ın birliğini, peygamberlerin kıssalarını ve doğru yolda olanlarla inkârcıların akıbetini anlatır.

Sure Sâffât (Saf Tutanlar) — سُورَةُ الصافات

وَالصَّافَّاتِ صَفًّا ١ i

37:1

Yemin olsun o saf bağlayıp dizilenlere/o saflar tutturup sıraya dizilenlere-o kanatlarını açıp toplayarak uçanlara, (1)

رَبُّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَرَبُّ الْمَشَارِقِ ٥ i

37:5

Göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbidir O; doğuların da Rabbidir O. (5)

إِنَّا زَيَّنَّا السَّمَاءَ الدُّنْيَا بِزِينَةٍ الْكَوَاكِبِ ٦ i

37:6

Biz o yakın göğü bir süsle, yıldızlarla süsleyip donattık. (6)

لَا يَسَّمَّعُونَ إِلَى الْمَلَإِ الْأَعْلَىٰ وَيُقْذَفُونَ مِنْ كُلِّ جَانِبٍ ٨ i

37:8

Onlar ne kadar çırpınsalar da o yüce konseyi dinleyemezler. Ve her taraftan atışa tutulurlar; (8)

دُحُورًا ۖ وَلَهُمْ عَذَابٌ وَاصِبٌ ٩ i

37:9

Kovulurlar. Ve onlar için, yakalarını bırakmayan bir azap vardır. (9)

إِلَّا مَنْ خَطِفَ الْخَطْفَةَ فَأَتْبَعَهُ شِهَابٌ ثَاقِبٌ ١٠ i

37:10

Yüce konseyden bir söz çalıp çarpan olabilirse de onun peşine hemen delici, alevli bir yıldız takılır. (10)

فَاسْتَفْتِهِمْ أَهُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَمْ مَنْ خَلَقْنَا ۚ إِنَّا خَلَقْنَاهُمْ مِنْ طِينٍ لَازِبٍ ١١ i

37:11

Şimdi sor onlara: Yaratış ve yaratılış bakımından onlar mı daha güçlüdür, yoksa bizim yarattığımız şuurlular mı? Gerçek şu ki, biz onları bir cıvık çamurdan yarattık. (11)

وَإِذَا ذُكِّرُوا لَا يَذْكُرُونَ ١٣ i

37:13

Düşünüp taşınmaya çağrıldıklarında düşünmüyorlar. (13)

وَإِذَا رَأَوْا آيَةً يَسْتَسْخِرُونَ ١٤ i

37:14

Bir ayetle yüzyüze geldiklerinde, dudak büküp eğleniyorlar. (14)

وَقَالُوا إِنْ هَٰذَا إِلَّا سِحْرٌ مُبِينٌ ١٥ i

37:15

Şöyle dediler: "Bu, apaçık bir büyüden başka şey değildir." (15)

أَإِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا أَإِنَّا لَمَبْعُوثُونَ ١٦ i

37:16

Öldüğümüz, toprak ve kemik haline geldiğimiz zaman mı? Biz gerçekten diriltilecek miyiz? (16)

فَإِنَّمَا هِيَ زَجْرَةٌ وَاحِدَةٌ فَإِذَا هُمْ يَنْظُرُونَ ١٩ i

37:19

Müthiş bir komut sesidir O. Onlar öylece bakakalacaklar. (19)

وَقَالُوا يَا وَيْلَنَا هَٰذَا يَوْمُ الدِّينِ ٢٠ i

37:20

Şöyle derler: "Vay başımıza! Din günüdür bu!" (20)

هَٰذَا يَوْمُ الْفَصْلِ الَّذِي كُنْتُمْ بِهِ تُكَذِّبُونَ ٢١ i

37:21

O yalanlayıp durduğunuz ayrım günüdür bu. (21)

احْشُرُوا الَّذِينَ ظَلَمُوا وَأَزْوَاجَهُمْ وَمَا كَانُوا يَعْبُدُونَ ٢٢ i

37:22

Toplayın o zulmedenleri; eşlerini de. O tapınıp durmuş olduklarını da toplayın: (22)

مِنْ دُونِ اللَّهِ فَاهْدُوهُمْ إِلَىٰ صِرَاطِ الْجَحِيمِ ٢٣ i

37:23

Allah´tan başka tapınmış olduklarını. Sürün onları cehennemin yoluna. (23)

بَلْ هُمُ الْيَوْمَ مُسْتَسْلِمُونَ ٢٦ i

37:26

Edemezler! Bugün hepsi teslim bayrağını çekmiş durumdadır. (26)

وَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَسَاءَلُونَ ٢٧ i

37:27

Birbirlerine dönerek bir şeyler sorup duruyorlar. (27)

قَالُوا إِنَّكُمْ كُنْتُمْ تَأْتُونَنَا عَنِ الْيَمِينِ ٢٨ i

37:28

Dediler: "Siz bize sağ taraftan geliyordunuz." (28)

قَالُوا بَلْ لَمْ تَكُونُوا مُؤْمِنِينَ ٢٩ i

37:29

Ötekiler dediler: "Hayır, siz zaten inanmıyordunuz?" (29)

وَمَا كَانَ لَنَا عَلَيْكُمْ مِنْ سُلْطَانٍ ۖ بَلْ كُنْتُمْ قَوْمًا طَاغِينَ ٣٠ i

37:30

Bizim size karşı bir sultamız yoktu. İşin esası şu ki siz azmış bir topluluktunuz. (30)

فَحَقَّ عَلَيْنَا قَوْلُ رَبِّنَا ۖ إِنَّا لَذَائِقُونَ ٣١ i

37:31

Rabbimizin sözü üzerimize hak oldu. Tadacağımızı elbette tadacağız. (31)

فَأَغْوَيْنَاكُمْ إِنَّا كُنَّا غَاوِينَ ٣٢ i

37:32

Sizi saptırıp azdırmıştık. Çünkü biz de sapıp azmış kişilerdik. (32)

فَإِنَّهُمْ يَوْمَئِذٍ فِي الْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ ٣٣ i

37:33

Onlar o gün azap içinde ortaklık kurmuşlardır. (33)

إِنَّا كَذَٰلِكَ نَفْعَلُ بِالْمُجْرِمِينَ ٣٤ i

37:34

İşte böyle yaparız biz suçlulara/günahkârlara. (34)

إِنَّهُمْ كَانُوا إِذَا قِيلَ لَهُمْ لَا إِلَٰهَ إِلَّا اللَّهُ يَسْتَكْبِرُونَ ٣٥ i

37:35

Onlar, kendilerine, "Allah´tan başka ilah yoktur" dendiğinde, kibirleniyorlardı. (35)

وَيَقُولُونَ أَئِنَّا لَتَارِكُو آلِهَتِنَا لِشَاعِرٍ مَجْنُونٍ ٣٦ i

37:36

Ve şöyle diyorlardı: "Mecnun bir şair yüzünden ilahlarımızı mı terk edeceğiz?" (36)

بَلْ جَاءَ بِالْحَقِّ وَصَدَّقَ الْمُرْسَلِينَ ٣٧ i

37:37

Hayır, öyle değil! O, hakkı getirmişti. Diğer peygamberleri de tasdik etmişti. (37)

إِنَّكُمْ لَذَائِقُو الْعَذَابِ الْأَلِيمِ ٣٨ i

37:38

Yemin olsun, siz o acıklı azabı mutlaka tadacaksınız! (38)

وَمَا تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ٣٩ i

37:39

Ve yalnız, yapıp ettiklerinizin karşılığıyla cezalandırılacaksınız. (39)

إِلَّا عِبَادَ اللَّهِ الْمُخْلَصِينَ ٤٠ i

37:40

Allah´ın içtenliğe erdirilmiş temiz kulları başkadır. (40)

فَوَاكِهُ ۖ وَهُمْ مُكْرَمُونَ ٤٢ i

37:42

Çeşit çeşit meyveler vardır. İkramla karşılanan kişilerdir onlar. (42)

يُطَافُ عَلَيْهِمْ بِكَأْسٍ مِنْ مَعِينٍ ٤٥ i

37:45

Kaynaktan doldurulmuş kadehler dolandırılır çevrelerinde. (45)

لَا فِيهَا غَوْلٌ وَلَا هُمْ عَنْهَا يُنْزَفُونَ ٤٧ i

37:47

Sersemletme/baş ağrısı yok onda. Sarhoş da olmazlar ondan. (47)

وَعِنْدَهُمْ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِ عِينٌ ٤٨ i

37:48

Yanlarında, gözlerini onlara dikmiş, iri gözlü dilberler vardır. (48)

فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَسَاءَلُونَ ٥٠ i

37:50

Birbirlerine dönüp bir şeyler sorarlar. (50)

قَالَ قَائِلٌ مِنْهُمْ إِنِّي كَانَ لِي قَرِينٌ ٥١ i

37:51

İçlerinden bir sözcü şöyle der: "Benim yakın bir arkadaşım vardı." (51)

يَقُولُ أَإِنَّكَ لَمِنَ الْمُصَدِّقِينَ ٥٢ i

37:52

Derdi ki: "Sen gerçekten şunu tasdik edenlerden misin?" (52)

أَإِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا أَإِنَّا لَمَدِينُونَ ٥٣ i

37:53

Biz, ölüp toprak ve kemik haline geldikten sonra, gerçekten cezalandırılacak mıyız? (53)

فَاطَّلَعَ فَرَآهُ فِي سَوَاءِ الْجَحِيمِ ٥٥ i

37:55

Araştırdı, nihayet onu cehennemin ta ortasında gördü. (55)

قَالَ تَاللَّهِ إِنْ كِدْتَ لَتُرْدِينِ ٥٦ i

37:56

Dedi: "Vallahi, az kalsın sen beni de buralara düşürecektin." (56)

وَلَوْلَا نِعْمَةُ رَبِّي لَكُنْتُ مِنَ الْمُحْضَرِينَ ٥٧ i

37:57

Rabbimin nimeti olmasaydı, kesinlikle ben de şurada toplananlar arasına girmiş olacaktım. (57)

إِلَّا مَوْتَتَنَا الْأُولَىٰ وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ ٥٩ i

37:59

Sadece ilk ölümümüz; azaba da uğratılmayacağız, öyle mi? (59)

لِمِثْلِ هَٰذَا فَلْيَعْمَلِ الْعَامِلُونَ ٦١ i

37:61

Çalışanlar, böylesi için çalışsınlar. (61)

أَذَٰلِكَ خَيْرٌ نُزُلًا أَمْ شَجَرَةُ الزَّقُّومِ ٦٢ i

37:62

Ödül ve ikram olarak, bu mu daha hayırlı yoksa zakkum ağacı mı? (62)

إِنَّا جَعَلْنَاهَا فِتْنَةً لِلظَّالِمِينَ ٦٣ i

37:63

O ağaç ki, zalimler için onu bir fitne yaptık. (63)

إِنَّهَا شَجَرَةٌ تَخْرُجُ فِي أَصْلِ الْجَحِيمِ ٦٤ i

37:64

Cehennemin ta dibinden çıkan bir ağaçtır o. (64)

طَلْعُهَا كَأَنَّهُ رُءُوسُ الشَّيَاطِينِ ٦٥ i

37:65

Tomurcukları tıpkı şeytanların başlarıdır. (65)

فَإِنَّهُمْ لَآكِلُونَ مِنْهَا فَمَالِئُونَ مِنْهَا الْبُطُونَ ٦٦ i

37:66

Onlar ondan mutlaka yiyecekler ve karınlarını onunla dolduracaklar. (66)

ثُمَّ إِنَّ لَهُمْ عَلَيْهَا لَشَوْبًا مِنْ حَمِيمٍ ٦٧ i

37:67

Sonra onların, o yedikleri üzerine kaynar su karıştırılmış bir içecekleri vardır. (67)

ثُمَّ إِنَّ مَرْجِعَهُمْ لَإِلَى الْجَحِيمِ ٦٨ i

37:68

Sonra onların dönüşleri doğrudan doğruya cehennemedir. (68)

إِنَّهُمْ أَلْفَوْا آبَاءَهُمْ ضَالِّينَ ٦٩ i

37:69

Çünkü onlar, babalarını sapıtmış kişiler halinde bulmalarına rağmen, (69)

فَهُمْ عَلَىٰ آثَارِهِمْ يُهْرَعُونَ ٧٠ i

37:70

Kendileri de hâlâ onların eserleri ardınca koşturuyorlar. (70)

وَلَقَدْ ضَلَّ قَبْلَهُمْ أَكْثَرُ الْأَوَّلِينَ ٧١ i

37:71

Yemin olsun, daha önce ilk nesillerin çoğu da sapmıştı. (71)

وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا فِيهِمْ مُنْذِرِينَ ٧٢ i

37:72

Yemin olsun, onların içlerinde uyarıcılar görevlendirmiştik. (72)

فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُنْذَرِينَ ٧٣ i

37:73

Bir bak, nasıl oldu uyarılanların sonu! (73)

وَلَقَدْ نَادَانَا نُوحٌ فَلَنِعْمَ الْمُجِيبُونَ ٧٥ i

37:75

Yemin olsun, Nûh bize yakarmıştı da ne güzel karşılık vermiştik biz. (75)

وَنَجَّيْنَاهُ وَأَهْلَهُ مِنَ الْكَرْبِ الْعَظِيمِ ٧٦ i

37:76

Ve kurtarmıştık onu da ailesini de o büyük sıkıntıdan. (76)

وَجَعَلْنَا ذُرِّيَّتَهُ هُمُ الْبَاقِينَ ٧٧ i

37:77

Onun zürriyetini, evet onları kalıcılar yaptık. (77)

وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْآخِرِينَ ٧٨ i

37:78

Sonrakiler içinde, ona işaret eden bir şey bıraktık. (78)

إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ ٨٠ i

37:80

İşte böyle ödüllendiririz biz, güzel düşünüp güzel davrananları. (80)

إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِ مَاذَا تَعْبُدُونَ ٨٥ i

37:85

Babasına ve toplumuna sormuştu: "Siz neye kulluk/ibadet ediyorsunuz?" (85)

أَئِفْكًا آلِهَةً دُونَ اللَّهِ تُرِيدُونَ ٨٦ i

37:86

Allah´ın berisinden birtakım uydurma ilahları mı istiyorsunuz? (86)

فَرَاغَ إِلَىٰ آلِهَتِهِمْ فَقَالَ أَلَا تَأْكُلُونَ ٩١ i

37:91

O da onların ilahlarının yanına sokulup dedi: "Bir şey yemez misiniz?" (91)

فَرَاغَ عَلَيْهِمْ ضَرْبًا بِالْيَمِينِ ٩٣ i

37:93

İyice yanlarına sokulup sağ eliyle bir darbe indirdi. (93)

قَالَ أَتَعْبُدُونَ مَا تَنْحِتُونَ ٩٥ i

37:95

İbrahim dedi: "Elinizle yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?" (95)

وَاللَّهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ ٩٦ i

37:96

Oysaki sizi de yaptığınız şeyleri de Allah yaratmıştır. (96)

قَالُوا ابْنُوا لَهُ بُنْيَانًا فَأَلْقُوهُ فِي الْجَحِيمِ ٩٧ i

37:97

Dediler: "Şunun için bir bina yapın da bunu ateşin ortasına fırlatın!" (97)

فَأَرَادُوا بِهِ كَيْدًا فَجَعَلْنَاهُمُ الْأَسْفَلِينَ ٩٨ i

37:98

Ona tuzak kurmak istediler ama, biz onları sefiller, reziller haline getirdik. (98)

وَقَالَ إِنِّي ذَاهِبٌ إِلَىٰ رَبِّي سَيَهْدِينِ ٩٩ i

37:99

İbrahim dedi: "Kuşkunuz olmasın ki ben Rabbime gideceğim, O bana kılavuzluk edecek." (99)

فَبَشَّرْنَاهُ بِغُلَامٍ حَلِيمٍ ١٠١ i

37:101

Bunun üzerine biz, İbrahim´e yumuşak huylu bir oğlan müjdeledik. (101)

فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ السَّعْيَ قَالَ يَا بُنَيَّ إِنِّي أَرَىٰ فِي الْمَنَامِ أَنِّي أَذْبَحُكَ فَانْظُرْ مَاذَا تَرَىٰ ۚ قَالَ يَا أَبَتِ افْعَلْ مَا تُؤْمَرُ ۖ سَتَجِدُنِي إِنْ شَاءَ اللَّهُ مِنَ الصَّابِرِينَ ١٠٢ i

37:102

Çocuk onunla birlikte koşacak yaşa gelince, İbrahim dedi: "Yavrucuğum, uykuda/düşte görüyorum ki ben seni boğazlıyorum. Bak bakalım sen ne görürsün/sen ne dersin?" "Babacığım, dedi, emrolduğun şeyi yap! Allah dilerse beni sabredenlerden bulacaksın." (102)

فَلَمَّا أَسْلَمَا وَتَلَّهُ لِلْجَبِينِ ١٠٣ i

37:103

Böylece ikisi de teslim olup İbrahim onu şakağı üzerine yatırınca, (103)

قَدْ صَدَّقْتَ الرُّؤْيَا ۚ إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ ١٠٥ i

37:105

Sen rüyayı gerçekleştirdin. İşte biz, güzel düşünüp güzel davrananları böyle ödüllendiririz. (105)

إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ الْبَلَاءُ الْمُبِينُ ١٠٦ i

37:106

Bu, hiç kuşkusuz apaçık imtihanın ta kendisiydi. (106)

وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْآخِرِينَ ١٠٨ i

37:108

Sonra gelenler içinde onu hatırlatan bir şey bıraktık. (108)

وَبَشَّرْنَاهُ بِإِسْحَاقَ نَبِيًّا مِنَ الصَّالِحِينَ ١١٢ i

37:112

Biz ona, hayrı ve barışı sevenlerden bir peygamber olan İshak´ı müjdeledik. (112)

وَبَارَكْنَا عَلَيْهِ وَعَلَىٰ إِسْحَاقَ ۚ وَمِنْ ذُرِّيَّتِهِمَا مُحْسِنٌ وَظَالِمٌ لِنَفْسِهِ مُبِينٌ ١١٣ i

37:113

Ona da İshak´a da bereketler lütfettik. Onların zürriyetlerinden iyi düşünüp iyi davranan da var, öz benliğine açıkça zulmeden de var. (113)

وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَارُونَ ١١٤ i

37:114

Yemin olsun, biz Mûsa ve Hârun´a da lütufta bulunduk. (114)

وَنَجَّيْنَاهُمَا وَقَوْمَهُمَا مِنَ الْكَرْبِ الْعَظِيمِ ١١٥ i

37:115

Onları ve toplumlarını büyük sıkıntıdan kurtardık. (115)

وَنَصَرْنَاهُمْ فَكَانُوا هُمُ الْغَالِبِينَ ١١٦ i

37:116

Onlara yardım ettik de galip gelenler kendileri oldular. (116)

وَآتَيْنَاهُمَا الْكِتَابَ الْمُسْتَبِينَ ١١٧ i

37:117

Onlara, açık-seçik bilgi sunan Kitap´ı verdik. (117)

وَهَدَيْنَاهُمَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ ١١٨ i

37:118

Her ikisini dosdoğru yola kılavuzladık. (118)

وَتَرَكْنَا عَلَيْهِمَا فِي الْآخِرِينَ ١١٩ i

37:119

Sonradan gelenler içinde, her ikisini hatırlatan bir şey bıraktık. (119)

إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ ١٢١ i

37:121

Güzel düşünüp güzel davrananları biz böyle ödüllendiririz! (121)

إِنَّهُمَا مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنِينَ ١٢٢ i

37:122

O ikisi de bizim inanan kullarımızdandı. (122)

إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِ أَلَا تَتَّقُونَ ١٢٤ i

37:124

O da toplumuna şöyle demişti: "Hâlâ korkup sakınmıyor musunuz?" (124)

أَتَدْعُونَ بَعْلًا وَتَذَرُونَ أَحْسَنَ الْخَالِقِينَ ١٢٥ i

37:125

Bal´e yalvarıp yakarıyor, yaratıcıların en güzelini bırakıyor musunuz? (125)

اللَّهَ رَبَّكُمْ وَرَبَّ آبَائِكُمُ الْأَوَّلِينَ ١٢٦ i

37:126

Sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbi olan Allah´ı terk mi ediyorsunuz? (126)

فَكَذَّبُوهُ فَإِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ ١٢٧ i

37:127

Sonunda onu yalanladılar. Bu yüzden onlar mutlaka huzura getirileceklerdir. (127)

وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْآخِرِينَ ١٢٩ i

37:129

Sonrakiler içinde İlyas´ı hatırlatacak bir şey de bıraktık. (129)

إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ ١٣١ i

37:131

Güzel düşünüp güzel davrananları böyle ödüllendiririz biz. (131)

وَإِنَّكُمْ لَتَمُرُّونَ عَلَيْهِمْ مُصْبِحِينَ ١٣٧ i

37:137

Kuşkusuz ki, siz onların yanından sabahları geçiyorsunuz. (137)

وَبِاللَّيْلِ ۗ أَفَلَا تَعْقِلُونَ ١٣٨ i

37:138

Geceleyin de. Hâlâ aklınızı işletmeyecek misiniz? (138)

فَالْتَقَمَهُ الْحُوتُ وَهُوَ مُلِيمٌ ١٤٢ i

37:142

Derken, kendisini balık yutmuştu. O kendi kendini kınayıp duruyordu. (142)

لَلَبِثَ فِي بَطْنِهِ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ ١٤٤ i

37:144

İnsanların diriltilecekleri güne kadar onun karnında kalacaktı. (144)

فَنَبَذْنَاهُ بِالْعَرَاءِ وَهُوَ سَقِيمٌ ١٤٥ i

37:145

Bir süre sonra onu, çıplak araziye attık. Hastalanmıştı. (145)

وَأَنْبَتْنَا عَلَيْهِ شَجَرَةً مِنْ يَقْطِينٍ ١٤٦ i

37:146

Üzerine kabak cinsinden bir ağaç bitirdik. (146)

وَأَرْسَلْنَاهُ إِلَىٰ مِائَةِ أَلْفٍ أَوْ يَزِيدُونَ ١٤٧ i

37:147

Onu yüzbin kişiye yahut daha fazla olanlara elçi olarak gönderdik. (147)

فَآمَنُوا فَمَتَّعْنَاهُمْ إِلَىٰ حِينٍ ١٤٨ i

37:148

Onlar inandılar. Biz de onları bir vakte kadar nimetlendirdik. (148)

فَاسْتَفْتِهِمْ أَلِرَبِّكَ الْبَنَاتُ وَلَهُمُ الْبَنُونَ ١٤٩ i

37:149

Şimdi sor şunlara: "Kızlar Rabbinin de oğlanlar onların mı?" (149)

أَمْ خَلَقْنَا الْمَلَائِكَةَ إِنَاثًا وَهُمْ شَاهِدُونَ ١٥٠ i

37:150

Yoksa biz, melekleri, bunların tanıklık ettikleri bir sırada, dişiler olarak mı yarattık? (150)

أَلَا إِنَّهُمْ مِنْ إِفْكِهِمْ لَيَقُولُونَ ١٥١ i

37:151

Dikkat edin, onlar, iftiralarının bir eseri olarak mutlaka şöyle diyecekler: (151)

فَأْتُوا بِكِتَابِكُمْ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ ١٥٧ i

37:157

Eğer doğru sözlülerseniz, hadi getirin kitabınızı! (157)

وَجَعَلُوا بَيْنَهُ وَبَيْنَ الْجِنَّةِ نَسَبًا ۚ وَلَقَدْ عَلِمَتِ الْجِنَّةُ إِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ ١٥٨ i

37:158

Allah´la cinler arasında bir nesep oluşturdular. Yemin olsun, cinler de bilmiştir kendilerinin Allah huzuruna mutlaka getirileceklerini/cinler de bilmiştir, bunların Allah´ın huzuruna mutlaka çıkarılacaklarını. (158)

إِلَّا عِبَادَ اللَّهِ الْمُخْلَصِينَ ١٦٠ i

37:160

Allah´ın samimi, seçkin kulları, bunların yaptıklarından uzaktır. (160)

وَمَا مِنَّا إِلَّا لَهُ مَقَامٌ مَعْلُومٌ ١٦٤ i

37:164

Bizim, istisnasız herbirimizin bilinen bir makamı vardır. (164)

لَوْ أَنَّ عِنْدَنَا ذِكْرًا مِنَ الْأَوَّلِينَ ١٦٨ i

37:168

Eğer katımızda öncekilere verilenlerden bir öğüt, bir düşündürücü olsaydı, (168)

لَكُنَّا عِبَادَ اللَّهِ الْمُخْلَصِينَ ١٦٩ i

37:169

Elbette biz de Allah´ın samimi kullarından olurduk. (169)

فَكَفَرُوا بِهِ ۖ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ ١٧٠ i

37:170

Fakat ardından onu inkâr ettiler. Yakında bilecekler. (170)

وَلَقَدْ سَبَقَتْ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا الْمُرْسَلِينَ ١٧١ i

37:171

Yemin olsun, elçi olarak gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz hükümleşmişti: (171)

وَإِنَّ جُنْدَنَا لَهُمُ الْغَالِبُونَ ١٧٣ i

37:173

Ordularımız, galip gelenlerin ta kendileri olacaklar. (173)

فَإِذَا نَزَلَ بِسَاحَتِهِمْ فَسَاءَ صَبَاحُ الْمُنْذَرِينَ ١٧٧ i

37:177

Azap, yurtlarına indiğinde, uyarılanların sabahı ne kötü olacaktır! (177)

سُبْحَانَ رَبِّكَ رَبِّ الْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ ١٨٠ i

37:180

Senin Rabbinin, o ululuk ve kudretin Rabbinin şanı yücedir onların verdiği sıfatlardan... (180)