Vaki'a Suresi (Olay) سُورَة الواقعة

Vaki'a Suresi, Kur'an'ın 56. suresidir ve Medine'de indirilmiştir. 96 ayetten oluşur ve kıyamet gününün büyük olaylarını, müminlerin ve kafirlerin farklı sonlarını ve Allah'ın adaletini ve merhametini anlatır.

Sure Vâkia (Olay) — سُورَةُ الواقعة

فَأَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِ مَا أَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِ ٨ i

56:8

İşte uğur ve mutluluk yâranı. Nedir uğur ve mutluluk yâranı? (8)

وَأَصْحَابُ الْمَشْأَمَةِ مَا أَصْحَابُ الْمَشْأَمَةِ ٩ i

56:9

İşte şomluk ve bunalım yâranı. Nedir şomluk ve bunalım yâranı? (9)

مُتَّكِئِينَ عَلَيْهَا مُتَقَابِلِينَ ١٦ i

56:16

Onlar üstünde karşılıklı yan gelip yaslanırlar. (16)

يَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَانٌ مُخَلَّدُونَ ١٧ i

56:17

Gencecik uşaklar dolanır çevrelerinde. Sürekli hizmete adanmışlardır. (17)

بِأَكْوَابٍ وَأَبَارِيقَ وَكَأْسٍ مِنْ مَعِينٍ ١٨ i

56:18

Sürahiler, ibrikler ve öz kaynağından içkilerle doldurulmuş kadehler eşliğinde. (18)

لَا يُصَدَّعُونَ عَنْهَا وَلَا يُنْزِفُونَ ١٩ i

56:19

Ne başları döner ondan ne de akılları karışır. (19)

لَا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًا وَلَا تَأْثِيمًا ٢٥ i

56:25

Ne boş bir laf işitirler orada ne de günaha sokacak bir şey. (25)

وَأَصْحَابُ الْيَمِينِ مَا أَصْحَابُ الْيَمِينِ ٢٧ i

56:27

Uğur ve mutluluk yâranı. Nedir uğur ve mutluluk yâranı? (27)

وَأَصْحَابُ الشِّمَالِ مَا أَصْحَابُ الشِّمَالِ ٤١ i

56:41

Ve şomluk ve uğursuzluk yâranı. Nedir şomluk ve uğursuzluk yâranı? (41)

إِنَّهُمْ كَانُوا قَبْلَ ذَٰلِكَ مُتْرَفِينَ ٤٥ i

56:45

Çünkü şomluk yâranı, bundan önce servet ve refahla şımaranlardı. (45)

وَكَانُوا يُصِرُّونَ عَلَى الْحِنْثِ الْعَظِيمِ ٤٦ i

56:46

O büyük günah üzerinde ısrar edip dururlardı. (46)

وَكَانُوا يَقُولُونَ أَئِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا أَإِنَّا لَمَبْعُوثُونَ ٤٧ i

56:47

Ve şöyle derlerdi: "Ölünce mi, toprak ve kemik haline gelince mi, sahi o zaman mı yeniden diriltileceğiz?" (47)

لَمَجْمُوعُونَ إِلَىٰ مِيقَاتِ يَوْمٍ مَعْلُومٍ ٥٠ i

56:50

Bilinen bir günün buluşma vakti/buluşma yerinde mutlaka bir araya getirileceklerdir. (50)

ثُمَّ إِنَّكُمْ أَيُّهَا الضَّالُّونَ الْمُكَذِّبُونَ ٥١ i

56:51

Ve siz de ey sapık yalanlayıcılar! (51)

نَحْنُ خَلَقْنَاكُمْ فَلَوْلَا تُصَدِّقُونَ ٥٧ i

56:57

Sizi biz yarattık, biz! Tasdik etseydiniz olmaz mıydı? (57)

أَأَنْتُمْ تَخْلُقُونَهُ أَمْ نَحْنُ الْخَالِقُونَ ٥٩ i

56:59

Siz mi yaratıyorsunuz onu, yoksa yaratıcılar bizler miyiz? (59)

نَحْنُ قَدَّرْنَا بَيْنَكُمُ الْمَوْتَ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقِينَ ٦٠ i

56:60

Ölümü aranızda biz takdir ettik. Biz önüne geçilecekler değiliz. (60)

عَلَىٰ أَنْ نُبَدِّلَ أَمْثَالَكُمْ وَنُنْشِئَكُمْ فِي مَا لَا تَعْلَمُونَ ٦١ i

56:61

Yerinize diğer benzerlerinizi getireceğiz ve sizi bilemeyeceğiniz bir şekilde yeniden oluşturacağız. (61)

وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ النَّشْأَةَ الْأُولَىٰ فَلَوْلَا تَذَكَّرُونَ ٦٢ i

56:62

Yemin olsun, ilk yaratışı/yaratılışı bildiniz. Peki düşünüp ibret alsanız olmaz mı? (62)

أَأَنْتُمْ تَزْرَعُونَهُ أَمْ نَحْنُ الزَّارِعُونَ ٦٤ i

56:64

Siz mi bitiriyorsunuz onu, yoksa bitirenler bizler miyiz? (64)

لَوْ نَشَاءُ لَجَعَلْنَاهُ حُطَامًا فَظَلْتُمْ تَفَكَّهُونَ ٦٥ i

56:65

Dileseydik, onu kuru bir çöp haline getirirdik de başlardınız şu şekilde gevelemeye: (65)

أَفَرَأَيْتُمُ الْمَاءَ الَّذِي تَشْرَبُونَ ٦٨ i

56:68

Şu içmekte olduğunuz suya baktınız mı? (68)

أَأَنْتُمْ أَنْزَلْتُمُوهُ مِنَ الْمُزْنِ أَمْ نَحْنُ الْمُنْزِلُونَ ٦٩ i

56:69

Buluttan onu siz mi indirdiniz, yoksa indirenler bizler miyiz? (69)

لَوْ نَشَاءُ جَعَلْنَاهُ أُجَاجًا فَلَوْلَا تَشْكُرُونَ ٧٠ i

56:70

Dileseydik, onu tuzlu yapıverirdik. Peki şükretmeniz gerekmez mi? (70)

أَفَرَأَيْتُمُ النَّارَ الَّتِي تُورُونَ ٧١ i

56:71

Çakıp çakıp çıkardığınız o ateşi gördünüz mü? (71)

أَأَنْتُمْ أَنْشَأْتُمْ شَجَرَتَهَا أَمْ نَحْنُ الْمُنْشِئُونَ ٧٢ i

56:72

Onun ağacını siz mi yarattınız yoksa yaratıp oluşturan bizler miyiz? (72)

نَحْنُ جَعَلْنَاهَا تَذْكِرَةً وَمَتَاعًا لِلْمُقْوِينَ ٧٣ i

56:73

Biz onu hem bir ibret hem de çöl yolcularına bir nimet kıldık. (73)

فَلَا أُقْسِمُ بِمَوَاقِعِ النُّجُومِ ٧٥ i

56:75

İş onların sandığı gibi değil! Yıldızların doğup batma, kayıp düşme noktalarına yemin ediyorum. (75)

وَإِنَّهُ لَقَسَمٌ لَوْ تَعْلَمُونَ عَظِيمٌ ٧٦ i

56:76

Ve eğer bilirseniz, gerçekten büyük bir yemindir bu. (76)

أَفَبِهَٰذَا الْحَدِيثِ أَنْتُمْ مُدْهِنُونَ ٨١ i

56:81

Şimdi siz, bu sözü mü kirletip küçümseyeceksiniz/bu sözle mi alttan alıp gevşek davranacaksınız/bu sözle mi yağcılık edeceksiniz? (81)

وَتَجْعَلُونَ رِزْقَكُمْ أَنَّكُمْ تُكَذِّبُونَ ٨٢ i

56:82

Rızkınızı, yalanlamanızdan ibaret mi kılıyorsunuz? (82)

وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْكُمْ وَلَٰكِنْ لَا تُبْصِرُونَ ٨٥ i

56:85

Biz ona sizden daha yakınız, ama siz görmezsiniz. (85)

تَرْجِعُونَهَا إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ ٨٧ i

56:87

Eğer doğru sözlülerseniz, onu geri çevirsenize. (87)

فَرَوْحٌ وَرَيْحَانٌ وَجَنَّتُ نَعِيمٍ ٨٩ i

56:89

Rahatlık, güzel rızık ve nimetlerle dolu cennet var ona. (89)

فَسَلَامٌ لَكَ مِنْ أَصْحَابِ الْيَمِينِ ٩١ i

56:91

Selam sana kutlu ve uğurlu kişilerden! denir ona. (91)

وَأَمَّا إِنْ كَانَ مِنَ الْمُكَذِّبِينَ الضَّالِّينَ ٩٢ i

56:92

Eğer yalanlayan sapıklardansa; (92)